Elektriğin hayatımızdaki gün geçtikçe daha da artan önemi herkesin malumudur. Teknolojinin gün gün ilerlemesi ile kullandığımız elektronik araç gereç sayısının artması tamamen doğru orantılı. Çok değil, bundan sadece 25 yıl önce yani takvimler henüz 2000 yılını gösteriyorken (evet, 2000 yılının üzerinden tam 25 sene geçti!) evlerimizde geniş bant internet bile yoktu. Bu bir yana, yaklaşık olarak 14 – 15 milyon kadar GSM abonesi mevcuttu sadece yani ülke nüfusunun büyük bir çoğunluğunda cep telefonu bile yoktu.
Şu an her evde bilgisayar ve geniş bant internet olduğunu hala daha söyleyemiyor olsak da artık herkeste bir cep telefonu olduğunu söylememiz teoride çok da yanlış olmaz. Ve tüm bu araç gerecin en önemli ortak noktası ise, elektrik olmadan bir hiç olmaları. Tam anlamıyla bir hiç.
Elektrik olmadan son model cep telefonunuz en fazla kâğıt ağırlığı olabilir, 65 inç televizyonunuz ise cep telefonunuz kadar bile işe yaramaz.
Dahası, her geçen gün bu elektriğe bağımlı ve inanılmaz sarfiyatı olan bir şey daha hayatımızda yer ediniyor: Elektrikli otomobiller.
Bunları aklımızda tutup konunun aslına girelim:
2022 yılında elektrik tüketimimizin faturalandırılması konusunda yeni bir yöntem yürürlüğe girdi. Buna göre her aylık tüketimin ilk 150 kWh kadar olanı devletin sübvansiyonuyla “indirimli tarifeden” ücretlendirilirken bunun üzerindeki tüketim bu sübvansiyondan kademe kademe daha az faydalanacak şekilde ücretlendirildi.
2023 yılında uygulama tek bir farkla devam etti: 150 kWh olan limit 230 kWh’ya çıkarıldı.
2024’te de uygulama herhangi bir değişikliğe uğramadan devam etti.
2025 için ise uygulama baya bir revize edildi: Aylık limit 417 kWh’ya çıkarıldı ve bunun üstünde kalan tüketim tamamen sübvansiyon dışı bırakıldı. Dahası, eğer bir önceki yılın toplam tüketimi 5000 kWh üzerindeyse, 2025 yılı içerisindeki aylık tüketiminiz aylık 417 kWh’nın altında da kalsa sübvansiyondan herhangi bir şekilde faydalanmanızın önüne geçildi.
Ben eski bir evde ve ılıman iklime sahip bir şehir olan İzmir’de oturmakta olan birisi olarak elektrikle ısınmaktayım. Evde iki kişiyiz ve diğer kişi yaşlı, buna bağlı olarak rahatsızlıkları da var. Özellikle kendisinin bulunduğu odayı sıcak tutmaya çalışıyorum yani elektrikli ısıtıcı genel olarak sönmüyor. Öte yandan, ben günün sadece belli saatlerinde ısınma ihtiyacı hissettiğim için oldukça az kullanıyorum.
Bunun yanı sıra, her evde olan beyaz eşyalar benim evimde de mevcut ve ihtiyaç oldukça kullanıyorum ancak öyle her gün ütü yapılmıyor ya da her gün çamaşır yıkanmıyor.
Akla muhakkak gelecektir: Hayır, klimam yok. Son 2-3 yazdır gerçekten zorlanıyoruz bu sebeple iklim koşullarının sıcaktan yana uçlara doğru gitmesi nedeniyle.
Buna rağmen, 2024 yılı toplam elektrik sarfiyatım 5382 kWh olmuş ve ben bu yıl, ilkbahardan bu yana gerçekten yüksek faturalar ödüyorum. Çok canım sıkılıyor buna. Gerçekten…
2025 yılı için de bulunduğumuz Ekim ayı itibariyle toplam tüketimim 4714 kWh’ya ulaşmış durumda. Önümüzdeki aylarla beraber her halükarda 5000 kWh’yı geçecektir diye öngörüyorum ve ben bu sübvansiyondan ne yazık ki yine faydalanamayacağım.
Bu yazıyı kaleme almamdaki asıl neden ise geçen hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın geçen hafta CNN Türk kanalında katıldığı bir programda yaptığı açıklamalar.
Bakan, kabaca kış aylarında elektriğe doğrudan bir zam yapılmayacağını ancak sübvansiyon limitinde bir düzenlemeye gidileceğini, yeni limitin ise içerisinde bulunduğumuz Ekim ayı sonuna kadar kararlaştırılacağını ifade etmiş.
Buna göre, bu limit 4000 kWh ya da 3000 kWh gibi değerlere düşürülürse (enerji kulislerinde konuşulan değerler böyleymiş) benim bu yıl içerisinde yaşadığım gibi daha nice hane fantastik elektrik faturalarıyla karşılaşacak ne yazık ki.
Son birkaç yıldır elektriğe gelen zamların büyük bölümü bu sübvansiyon nedeniyle pratikte pek hissedilmiyordu ve şu çok açık ki, sübvansiyon kalkınca karşılaşılan tablo çok can acıtıyor. Tüm o zamları hissediyorsunuz ne yazık ki.
Şimdi yazının başına geri dönelim: Elektriğin hayatımızdaki yeri ve önemi demiştik…
Nominal olarak bakıldığında Türkiye’de elektrik, Avrupa’daki elektriğe kıyasla nispeten daha uygun fiyatlı görünüyor ancak işin içine olması gerektiği gibi alım gücümüzü de kattığımızda tablo aleyhimize değişiyor. Yani kâğıt üzerindeki uygunluğa pratikte biz pek erişemiyoruz.
Bu bir yana, ülkede 81 ilin tamamının merkezine doğalgaz ulaştırılmış olsa da ilçeleri düşündüğümüzde maalesef her yerde doğalgaz bulunmadığını da anlıyoruz. Yani ülkemizde belli bir kesim mecburen doğalgaz kullanamıyor ve elektrik gibi alternatif ısınma yöntemlerine başvuruyor. Kaldı ki benim senaryomda olduğu gibi kapınızın önünde doğalgaz olsa da evinize bunun tertibatını da kurdurmanız gerektiğinden ve bu kayda değer bir maliyet kalemi olduğundan bunu pas geçmek, ötelemek isteyebiliyorsunuz.
Bir insanı dünyaya, bir Türk vatandaşını çoğu durumda devlete bağlayan hizmet ve araçları çalıştırmakta olan bilgisayarlar, cep telefonları, modemler, yönlendiriciler, her şey ama her şey elektriğe muhtaç.
Örnekler saymakla bitmez ancak sorular belli:
Elektriğin yeri ve önemi barizken, bu pahalılığı niye?
Sübvansiyon limitinin artırılıp vatandaşlarının elinin rahatlatılacağı yerde limiti düşürmek niye?

Yorumunuzu Yazın