Görkem Tekiner

Kişisel web sitem. Yazılarımı yayınlıyorum.


//

40’a Var 1, Elde Var 0

Bulduğum başlık o kadar isabetli bir başlık ki altını hiç doldurmasam da olur aslında. Sırf karalamak olsun diye yazıyorum bu satırları işin özü, bu başlıktan daha iyi anlatabileceğimden değil.

Bugün benim 39. doğum günüm. Şu saat itibariyle sadece 3 yakınım kutladı doğum günümü ki üçü de maalesef yurdun farklı yerlerinde yaşıyor. Bir araya gelemiyor, bir yaramıza merhem olamıyoruz. Bir de ablam kutladı, sağ olsun. Ancak ağustos ayının başında İzmir’den taşındığım için onu da yüz yüze görmedim.

Yüz yüze görebildiğim iki üç insandan biri olan babam kendi evladıyla ilgili bu gibi bilgilere vakıf olmasa gerek ki, Beşiktaş JK Başkanı Serdal Bilgili’nin açıklamalarını daha önemli buluyor. Diğerleri de beni zaten yeni tanıyor…

Doğum günlerimde genel olarak şöyle bir düşünceye kapılıyorum ben: Hani bulunmaz Hint kumaşı değilimdir, sıradan bir insan evladıyımdır da hayatına dokunduğum onca kişiden hiç mi birileri hatırlamaz bunu, gerçekten merak ediyorum… Hâl hatır sorma işleri bitti günümüzde, böyle bir beklentiye hiç girmiyorum ama doğum günleri hala daha bir anlam ifade ediyor gibi sanki.

Yani “iyi ki doğdun” çok güzel bir minnet, şükran ifadesidir. “İyi ki doğmuşsun ki hayatıma girmişsin, beraber bir şeyler yapabilmişsin, seni tanıma fırsatım olmuş” gibi anlamlara denk gelir aslında. Yani bizi sevindiren, mutlu eden, bir şeyler paylaşabildiğimiz ve bundan hoşnut olduğumuz insanlara söylenebilecek en güzel şeylerden biridir.

Değil midir?

Artık ne doğru ne yanlış bilmiyorum bu sosyal konularda, kusura bakmayın…

Neyse, sonuç olarak ben bu güzel ifadeden mahrum bir insanım genel olarak. Öyle görünüyor yani. Ya kimsenin hayatına kalıcı ve güzel izler bırakamamışım, kimseyle derin bağlar kuramamışım, hatırlanmaya değer biri olamamışım ya da ne bileyim işte, her şey kocaman bir şakadan mı ibaret?

Ben bu sosyal medyada yaşama işine adapte olabilmiş biri değilim. Bunu deniyorum ara ara. Hayatımdan kesitleri Instagram hikayeleri aracılığıyla falan paylaşıyorum. Ancak doğru yapamıyor olmalıyım ki pek bir geri dönüş alamıyorum etkileşim içerisinde olduğum ve hepsini bir bir tanıdığım insanlardan. Orada yaşamayınca oradan ilan da etmiyorum doğum günümü ya da benzeri önemli günleri. Bu biraz ayıp değil mi zaten? “Doğum günüm geliyor, kutlayın ha” demek gibi, böyle tuhaf biçimsiz bir şey yani? Öyle zoraki şey mi olur? Benim adabıma çok ters bir şey bu.

Ama tüm bunların sonucu unutulmak oluyor gibi günümüzde. Bir kenarda köşede kuytuda unutulmak, yitip gitmek oluyor yani. En azından görünen o…

Her neyse…

Evet artık resmen 39 yaşındayım ve 40 yaşından gün almaya başladım. Kâğıt üzerinde bunun benim için pek bir anlamı yok. Beden yaşıma dayanarak “eh bizden geçti” gibi absürt triplere girmek hiç bana göre bir şey olmadı. Beni hissettiğim şey tanımlar, beden yaşım anca kategorize eder.

Pek çok insan gibi ben de “şu yaşıma geldiğimde şunları başarmış olmalıyım” gibi kilometre taşlarını pek çok defa koyup kaldırdım.

Koyduğum son kilometre taşı 30. yaşıma aitti. Çünkü Lemmy, Motörhead’i 30 yaşındayken kurmuştu. Evet dayanağım buydu. 30 yaşında kalkışılan bir işin sizi zirveye taşıyabileceğinin en somut örneğiydi benim için.

Ancak ben orada da başarısız olunca kilometre taşlarıyla uğraşmayı bıraktım.

Ne yazık ki toplumun büyük bir kesimi için ben bir başarısızlığım. Bu konuda kendimi savunmaya ihtiyaç duymuyorum. Görmek istemeyen gözleri açamam. Kalıplaşmış düşünceleri değiştirmek için de emek harcamak istemem.

Kendim için ise bıkkın bir savaşçıyım sadece. Yorgun değil, bıkkın. Usanmış. “Ben oynamıyorum artık yeter” demesine ramak kalmış bir savaşçı. Bunca talihsizlik, bunca sıkıntı, bunca saçma sapanlık, bunca varlık içinde yokluk, bunca sahtelik bu savaşçıya fazla gelmeye başladı giderek ve giderek…

Elde var sıfır, evet. Kazanılmış bir zafer yok ortada. Kazanılsa da ganimeti toplanabilmiş bir savaş da yok. Sadece bitmek bilmeyen bir mücadele var.

Ve bu mücadeleye eşlik eden çok az sayıda insan var. Bir elin parmak sayısını bile geçmeyen sayıda insan. Var olsunlar. Onlar en karanlık anlarında yalnızlık nedir bilmeyecekler. Bir deniz feneri gibi dimdik durarak yollarını aydınlatmaya çalışacağım hepsinin, ışığım sönünceye dek.

Geri kalanlar için ise…

Hepinizin alacağı olsun amına koyayım.


Yorumunuzu Yazın