Son yıllarda Nevermore’a olan sevgimi kendime saklamaya çalıştığımı söyleyebilirim. Bunun en temel nedeni Warrel Dane’in zamansız vefatıyla grubun (bence) geri dönüşümsüz bir şekilde noktalanmasına karşın Jeff Loomis ve Van Williams’ın uzun bir aradan sonra grubu devam ettirme kararı aslında. Warrel Dane olmadan, nasıl ki Jeff Loomis olmadan Nevermore olmayacaksa mesela, yine Nevermore olmayacak bana göre ve grubun gönlümdeki özel yerinden ötürü “yeni” Nevermore’u takip etmeyeceğim.
Tüm bu hikâye tamamen ayrı bir yazının konusu olsa da grubun bendeki yerinin derinliğini basitçe aktarabilmek adına bundan bahsetmek zorundaydım. Devam edelim…
–
This Godless Endeavor albümü çıktığı zaman ben Nevermore’u çoktan keşfetmiş bir dinleyiciydim ve bu albümün çıkışını da heyecanla beklemekteydim. Geniş bant internetin Türkiye’deki erken yıllarıydı ve biz bunun nimetlerini keşfettikçe de (internet forumları, özgürce şarkı ve klip indirebilme, vb.) dünyanın geri kalanında olup bitenlerle daha güçlü bağlantılar kurabiliyorduk. Onlarca, yüzlerce grup keşfediyor, şarkılarına ulaşıyor ve ufkumuzu genişletiyorduk. Yani en azından biz müziksever metalci tayfa olarak böyleydik.
Nevermore’u ilk olarak, yollarımız yıllar öncesinde ayrılmış olsa da, tek çocukluk arkadaşım olarak addedebileceğim Y.’nin abisi B.’nin inanılması güç CD koleksiyonunun en önemli parçalarından birini oluşturduğundan tanımıştım. Dead Heart in a Dead World albümünün digipak edisyonuna sahipti kendisi ve bunu diğer CD’lerinden ayrı olarak, ön yüzü odaya bakacak şekilde sergiliyordu. Odasına ne zaman girsem muhakkak görüyordum o kapağı. Böyle bir anıyla girmişti aslında aklıma Nevermore.
Birkaç sene sonra, internet kafeler de hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldiğinde ve benim evimde henüz geniş bant internet yokken, bir internet kafe seansında dinleme şerefine nail olmuştum grubu. İnternet kafelere gitme amacım oyun oynamaktan ziyade internetin diğer nimetlerinden faydalanmak (MSN Messenger) ve yeni gruplar keşfedip dinlemek şeklindeydi.
Zaman içerisinde müzik dergilerinden namını duyup aklıma kazıdığım grupları ya da yukarıda aktardığım küçük hatıradaki gibi bir şekilde aklıma kalmış grupları keşfetmeye çalışıyordum. Nevermore bunlardan birisi oldu. O dönemde resmi web siteleri aktifti ve albümlerinden birer – ikişer şarkıyı MP3 formatında indirip dinlemek mümkündü. Dead Heart in a Dead World albümlerinden “The River Dragon Has Come” bu seçenekler arasındaydı.
O ilk şoku hala daha unutamıyorum. O neydi öyle? Nasıl bir güç, nasıl bir kudret… Şu an bile tüylerim diken diken oldu. Warrel Dane’in “today, the warning came in the flood” deyişi beni öyle bir çarptı ki, öyle bir etkisi altına aldı ki, bugün hala daha bundan bahsediyorum…
This Godless Endeavor çıkışını “Final Product” ile yapsa da ve inanılmaz bir şarkı olsa da asıl cümbüş albümü bir şekilde edinip ilk şarkı olan “Born”a rast gelince başlıyordu kulaklarda tabi.
Bu ilk iki şarkının ağırlığının altında kalıyordu aslında “My Acid Words”. Bunun kadrini kıymetini anlayabilmek için grubu gerçekten seviyor olmak gerekiyordu yani ve ben Nevermore’u çok seviyordum.
Çok sevmek bir yana, hem yaşım hem de yaşadıklarım nedeniyle hayatın umutsuz ve karanlık yüzlerini de deneyimlemekteydim ve dolayısıyla gördüklerimi karşılayabilecek, hissettiklerim konusunda bana eşlik edebilecek bir şeyler de aramaktaydım kulaklarımda. Destruction’ın All Hell Breaks Loose albümü öfkemi yönetebilmek için bana her türlü şansı sunuyordu ancak kederi yönetebilecek bir şeyler eksikti. Bu arayış neticesinde Nevermore daha da fazla işledi içime çünkü Warrel Dane’in söz yazma konusundaki dehası ve yansıttığı kadarıyla hayat görüşü Nevermore’un bana son derece hitap eden eserler ortaya koymasına neden oluyordu.
My Acid Words bu eserlerden birisi ve benim için en önemlisi belki de. Warrel Dane’in bu şarkıda anlatılanı bir “ders” olarak ifade etmeyi tercih ettiğini The Year of the Voyager kaydından biliyoruz. Ancak bu oldukça sert, acımasız ve karanlık, kederli bir ders kesinlikle. Öfkeyi, umutsuzluğu, isyanı bir bütün olarak çok iyi yansıtan bir eser.
Bundan ötürü My Acid Words özellikle 2006-2007 yılında hayatımın fon müziğini oluşturuyordu desek yalan olmaz. Ama bununla kalmadı tabii ki… Ne zaman maneviyatıma keder ve karanlık düşse sığındığım şarkılardan birisi oldu. Herhangi biriyle ya da herhangi bir yerle ilişkilenmedi, hep var oldu ve bana ait oldu. Bu satırları yazarken fark ettiğim üzere neredeyse 20 yıldır kesintisiz bir şekilde özel olarak dinlediğim bir şarkının herhangi bir şeyle ilişkilenmemiş olması da şaşırtıcı geldi bu arada, evet.

Keşke hala daha aramızda olsaydın sevgili Warrel Dane. Senden dinleyecek, öğrenecek çok şeyimiz vardı. Huzurlu uyuyor olman dileğiyle…

Yorumunuzu Yazın