Görkem Tekiner

Kişisel web sitem. Yazılarımı yayınlıyorum.


//

The Crew Motorfest: Hiç Fena Değil…

The Crew (1) ilk duyurulduğunda -ki o zamanlar Ubisoft bugün olduğu kadar kötü anılmıyordu- daha önce herhangi bir yarış oyununun sunmaya hiç yeltenmediği bir acayiplikle geleceği öğrenilmişti: Oyun alanı bütün ABD haritası olacaktı! Elbette ki devasa bir yüzölçümü olan ABD’nin sembolik bir hali oyunla sunulsa da oyun alanı yaklaşık olarak 4900 kilometrekare gibi İNANILMAZ BÜYÜK bir alandı.

Sürüş mekanikleri açısından da bir “simcade türevi yarış oyunu” için “fena değil” dedirten The Crew, kendisinden önceki devasa oyun alanı sunan yarış oyunlarından biri olan Test Drive Unlimited’ın geliştiricileri tarafından kurulmuş Ivory Tower adındaki oyun stüdyosu tarafından geliştirilmişti. Elbette ki yayınlayıcı Ubisoft olacağı için, Ubisoft’un dikte ettiği şekilde, yine Ubisoft’un alt şirketlerinden biri olan “Reflections” ekibi ile birlikte -ki Reflections, Driver serisinin geliştiricisiydi- geliştirilme süreci yürütülmüştü.

Ne var ki oyunun bir takım kötü noktalarıyla birlikte çok büyük bir falsosu vardı: Oyunu internetsiz – çevrimdışı bir şekilde oynamak mümkün değildi ve bu yüzden oyun çok da hak ettiği değeri göremedi, haklı olarak. Felaket eleştirildi ancak yine de iyi bir satış rakamına ulaştığını bugün geriye baktığımızda da görebiliyoruz.

İlk oyunun 2014 yılındaki çıkışından dört sene sonra, yani 2018 yılında serinin ikinci oyunu The Crew 2 piyasaya sürüldü. İlk oyundan daha zengin bir içerik sunacağız diye ilk oyundan çok daha kötü bir oyun ortaya çıkartan Ivory Tower (ki 2015 senesinde Ubisoft tarafından satın alınmışlardı) ve Ubisoft eleştiri yağmuruna tutuldu.

The Crew 2 o kadar kötüydü ki, oyunculara uçak ve botlarla yarış imkânı sunmuş olsa da en temelde bazı şeyleri mahvetmişti: Araç sürüşünün fizikleri berbat bir hale gelmişti. Araçlar yolda gitmek yerine yolda süzülüyor gibi hissettiriyordu. Virajlarda ağırlık dengesi değişmesi diye bir şey bile kalmamıştı. Gece sürüşü tamamen manasız hale gelmişti. Araçların farları önlerini aydınlatmıyordu ve hatta bu o kadar problematik bir hale gelmişti ki en sonunda Ivory Tower oyunda neredeyse gece bile bırakmayan bir güncelleme yayınlamak zorunda kalmıştı. Farlar hala daha aydınlatmıyordu ancak zifiri karanlık bir gece de olmuyordu zaten. Koca ülke Norveç’te yaz mevsimi yaşar gibi görünüyordu.

İlk oyunun ve ikinci oyunun harita iskeleti aynı kalmış olsa da ikinci oyuna eklenen yeni disiplinler (uçak, bot) yüzünden haritada bazı değişiklikler yapılmıştı ve bu da bazı detayların daha geriye gitmesine neden olmuştu.

İşin özü, nereden tutsanız elinizde kalıyordu The Crew 2 ve oyun markası iyice geriye gitmişti. Electronic Arts tarafında da Need for Speed markası yıllardır bocalamaktaydı ve çok kötü oyunları ardı sıra yayınlamaktalardı. Bir tek Codemasters o sıralar eli ayağı düzgün oyunlar çıkartıyordu ki en nihayetinde onlar da EA tarafından satın alındılar.

Ancak zaten 2016 senesinde simcade türevi yarış oyunlarının taçsız kralı PC tarafına adım atmıştı: Forza Horizon 3.

2018 senesinde yani The Crew 2 ile aynı yıl Forza Horizon 4 de piyasaya sürülmüştü ve aksi gibi Steam’e de gelmişti. Kısacası The Crew markası, neredeyse bitti.

Forza Horizon oyunları, PC tarafında simcade türevi yarış oyunlarına olan talebi bariz bir şekilde yeniden alevlendirdi. Dahası, yol gösterici de oldu.

Ve bu yazının ana öznesi olan The Crew Motorfest de, Forza Horizon’ın açtığı yoldan, göstere göstere gitmiş bir yarış oyunu olarak karşımızda ve üçüncü yılına doğru ilerliyor…

The Crew’ün ilk iki oyununa dair belirttiğim eleştiriler nedeniyle The Crew Motorfest’e ilk çıktığı dönemde hiç şans vermedim ben. Biraz hata ettiğimi söyleyebilirim sanırım bu konuda. Çünkü The Crew Motorfest (ileride Motorfest olarak anacağım sadece) hiç de fena bir oyun değil. Ama… Evet, bir ama geliyor burada:

E bu Forza Horizon’ın aynısı?

Yani tamam, oyunun adından (Motorfest) anlaşılıyor aslında bu benzerlik direkt olarak ama, içine girince de görüyoruz ki gerçekten Forza Horizon formülündeki başarının etinden de sütünden de faydalanılmış.

The Crew markasının sundukları kendine has bir çizgiye sahipti, her ne kadar bu çizgi ilk iki oyunda gayet kötü bir şekilde ele alınmış olsa da… Forza Horizon oyunları ise gerçekten hemen her anlamda çok başarılı oyunlar ve bir taklitlerine hiç ihtiyaç da yoktu oyuncular açısından. Yani insan sormadan edemiyor “madem The Crew için iyi bir oyun yapabiliyordunuz, neden Forza Horizon formülünün üstüne inşa ettiniz bu iyi oyunu” diye…

İlk iki oyunun aksine Motorfest Hawaii Adaları‘nda (ilk olarak O’ahu adası ve sonradan gelen genişlemeyle Maui adası) geçiyor. Oyun alanı olarak yine ilk iki oyuna benzer bir mantık güden Ivory Tower ve Ubisoft, adalarda belli başlı şeyleri bırakıp kalanı da oyun etkinlikleri için optimize etmiş. Yani örneğin O’ahu adasında bulunan eyalet başkenti Honolulu şehrinde tanıdık köşeler görebilirsiniz ve adalarda bazı rotalar tanıdık gelebilir ancak hepsi bu kadar.

İşin ilginç kısmı Ivory Tower temelde Hawaii Adaları’na ve özellikle O’ahu adasına yabancı değil çünkü Test Drive Unlimited oyunu da O’ahu Adası’nda geçmekteydi. Reddit’te bu konularda yapılan konuşmalarda Test Drive Unlimited’da resmedilen O’ahu adasının çok daha geniş ve gerçeğe daha yakın olduğu konusunda iddialar var. Yani anlıyoruz ki Ubisoft’un Motorfest için çok daha farklı istekleri söz konusu olmuş.

Oyun alanı elbette ki ilk iki oyuna göre çok daha küçük ancak Forza Horizon haritalarına kıyasla bariz daha büyük (FH’nin en sevmediğim yönüdür). Bence gayet yeterli. Sonuçta ilk iki oyundaki devasa haritanın çok çok büyük bir kısmı tamamen otomatik olarak üretilen görsellerden üretiliyordu. Yani çevreyi dikkatle incelemenin hiçbir anlamı yoktu.

Özellikle ikinci oyunda araç fizikleri bağlamında ortaya koyulmuş olan büyük çuvallamadan ders almış olacaklar ki, Motorfest’te araç kullanmak gayet keyifli. Bir FH kadar iyi mi? Yok, o kadar iyi diyemem. Ama iyi. Simcade türevi bir oyun oynadığının bilincinde olan kimseyi sıkmaz. Hala daha yer çekimi fiziği açısından bariz sıkıntılar göze çarpıyor yani bir araç yerden havalandığında yere sanki oyun Jüpiter gezegeninde geçiyormuşçasına düşüyor ancak dediğim gibi, sıkıntı yok, idare ediliyor.

Araç modellemeleri ikinci oyuna kıyasla çok çok daha iyi yapılmış. Özellikle kokpit kamerasından bakıldığında pek çok detay göze hoş görünüyor artık. Daha önceden olduğu gibi sanki kokpitin bir eskiz çiziminde sürüş yapıyormuşsunuz hissi yok yani.

Kamera açıları, vs. her şey güzel ve yerinde. Direksiyon gamepad’le oynasanız bile tam tur dönüyor ki özellikle keyif sürüşleri yapıyorsanız 50-60 km/s arası hızlarla, atmosferi baya bir güçlendiriyor açıkçası.

Dikiz aynası özelliği oyun ilk çıktığında yokmuş. Evet, büyük kepazelik. Yani öyle böyle değil. 90’lı yıllarda çıkmış yarış oyunlarının bile daha o yıllarda çözdüğü şeyi Ivory Tower daha anca 1 yıl kadar falan önce çözebilmiş. Şu anda oyunda dikiz aynası mevcut ancak biraz düşük bir FPS’e sahip. Komik ama en azından var diyor insan.

Playlist adında bir mantık getirmişler ve oyunu bunun üstüne kurgulamışlar. Aslında bu da yine FH’den “ilham” alınarak üretilmiş bir şey. Belli başlı konular etrafında bir etkinlik listesi aktif ediyorsunuz ve çoğunlukla size baya keyifli zaman geçirtiyor. Pek çok farklı aracı kullanıyorsunuz ve pek çok farklı yarış yapıyorsunuz. Her Playlist’in sonunda ya araç ya da para gibi ödüller de oluyor. Şu ana kadar oynadıklarım arasında “Ferrari” ve “Luxury” konulu playlist’ler gerçekten, bir araba dünyası severi olarak çok eğlendirdi beni. Playlist’ler dışında da yine çeşitli yarış olayları mevcut. Summit hala daha korunuyor. PvP etkinlikleri de var. Açıkçası ben Summit ve Playlist’ler dışında başka bir şeyle pek ilgilenmedim henüz. Doyuruyor bu hali.

Araçlar demişken, 700 küsurluk bir araç kataloğu mevcut ve yıldan yıla genişliyor. Modifikasyon mantığı önceki oyunlarla çok benzer ancak UX açısından oldukça rahatlatılmış pek çok şey. Baya hızlı hareket edebiliyorsunuz.

Yine araçlar demişken evet oyunda yine akrobasi uçakları ve deniz botları falan bulunuyor ancak bunlar gördüğüm kadarıyla iyice geri planda kalmış durumdalar artık. Bana sorarsanız olması da mantıksızdı. Hiç eklemeselerdi “neden yok” diyen az sayıda insan olurdu eminim. Ben de ilgilenmiyorum pek. Uçak uçurmak için çok daha iyi alternatifler var. Botlar için bir şey söyleyemem gerçi (GTAV yetmez mi?).

Motorfest’in FH’ye oranla daha iyi yaptığı bir iki şey de var bu arada. Birincisi, bu çok hoşuma gitti, her zaman bir yerlerde yarışan araçlar görüyorsunuz, oturumunuzda Freeride durumunda olan gerçek oyunculardan hariç. Bu güzel bir atmosfer oluşmasına yarıyor açıkçası. FH’de bu yok. Oturumunuzdaki oyuncularla ve trafik için koyulan arabalarla bir başınızasınız. Bu normalde pek batmıyordu ancak Motorfest’te atmosferi gördükten sonra biraz batar oldu diyebilirim.

İkincisi de yine biraz atmosferle ilgili; uzun, geniş ve güzel yollar var haritada ve keyif sürüşü yapmaya çok müsait. Bir geçtiğiniz yerden bir daha geçmeniz için baya bir süre yol kat etmiş olmanız gerekiyor. Açıkçası ortalama bir direksiyon setiyle bu keyfi yaşamayı isterdim. FH’nın haritasının her bir karışı bir şey için tasarlanmış olduğundan keyif sürüşü kesinlikle tat vermiyor bana mesela.

Toparlarsak, dediğim gibi Motorfest hiç de fena bir oyun değilmiş ve FH6 çıkana kadar (evet, henüz duymadıysanız yapım aşaması sürüyor ve oyun Japonya’da geçecek) rahat rahat idare eder diye düşünüyorum FH5 ile birlikte dönüşümlü olarak.

Simcade yarış oyunlarına merakınız varsa bence mutlaka deneyin, ilk iki oyunun kötü şöhretine aldanmadan. Ve, şart olmasa da, bir gamepad ile oynayın mutlaka oyunu.

A Hui Hou!


Yorumunuzu Yazın